Bireysel başvuruda bir şikâyetin esasının -ihlal olup olmadığının- incelenebilmesi için kabul edilebilirlik (KE) kriterlerini karşılayan bir yargılama sürecinin işletilmesi ve bunun da bireysel başvuru formunda gösterilmesi istenir. Bu KE kriterlerinden biri de başvuru yollarının tüketilmiş (BYT) olmasıdır.
I. Giriş
Bireysel başvuruda bir şikâyetin esasının -ihlal olup
olmadığının- incelenebilmesi için kabul edilebilirlik (KE) kriterlerini
karşılayan bir yargılama sürecinin işletilmesi ve bunun da bireysel başvuru
formunda gösterilmesi istenir. Bu KE kriterlerinden biri de başvuru yollarının
tüketilmiş (BYT) olmasıdır.
Bu kriter, 6216 sayılı Yasanın 45/2. maddesinde
şikâyet için “kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının
tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.”;
47/3. maddesinde ise “Başvuru dilekçesinde… başvuru yollarının tüketilmesine
ilişkin aşamaların, …belirtilmesi gerekir.” şeklinde ifade edilmektedir. Bu
kuralı yorumlayan Anayasa Mahkemesi (AYM) “başvurucunun Anayasa Mahkemesi
önüne getirdiği şikâyetini öncelikle ve süresinde yetkili idari ve yargısal
mercilere usulüne uygun olarak iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve
kanıtlarını zamanında bu makamlara sunmasıve aynı zamanda bu
süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermiş olması
gerekir.” demiştir (Taner Kurban, § 24).
Kriterin Amacı ve Kriterin Uygulanmasında Teknik Bir
Sorun
Bu kriter, bireysel başvurunun temel hakların korunmasında
ikincil niteliğine vurgu yapar. Buna göre Anayasa’da düzenlenen temel haklara
saygıyı gerçekleştirme öncelikle diğer idare ve yargı mercilerine düşer. Bu
nedenle de başvuranın iddia ettiği hak ihlalinin genel idari ve yargısal
makamlar önünde çözülmesine yönelik olanakları kullanması zorunludur. Zira
Anayasanın üstünlüğünün ve temel haklara saygının sağlanması, salt AYM’nin
değil bütün kamusal otoritelerin bir yükümlülüğüdür. Ayrıca esas olan bir
ihlalin ortaya çıkmaması, çıktı ise bunun en kısa sürede tanınıp telafi
edilmesidir ki bu da iddiaların önceki aşamalarda dile getirilmesini gerekli
kılar: “Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarının uyması
gereken bir ilke olup bu ilkeye uygun davranılmadığı takdirde, ortaya çıkan
ihlale karşı öncelikle yetkili idari mercilere ve derece mahkemelerine
başvurulmalıdır” (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, § 16). Çünkü “Temel
hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle genel yargı
mercilerinde, olağan yasa yolları ile çözüme kavuşturulması esastır. Bireysel
başvuru yoluna, iddia edilen hak ihlallerinin bu olağan denetim mekanizması
içinde giderilememesi durumunda başvurulabilir.” (Bayram Gök, §
18)
Kriter çerçevesinde ilk akla gelen husus, başvurucunun
kendisine tanınan idari ve yargısal nitelikteki başvuru yollarından ancak
mevcut, kullanılabilir ve etkili olanları tüketmesi gerekliliğidir. Kriterin bu
yönden ele alınması birçok makaleye konu olmuştur. Oysa bu kriter çerçevesinde
çok daha spesifik, AYM’nin inceleme tekniğinden kaynaklanan bir sorun vardır ki
bunun ortaya konulması bireysel başvurunun olumlu neticelenmesi açısından
önemlidir. Zira bir başvuru, hukuk düzeninde mevcut, kullanılabilir ve etkili
yasal yollara başvurulmuş olmasına rağmen yine de BYT nedeniyle KE bulunabilir.
Bu ise başvurucunun olağan kanun yollarına gidip de onlar önünde AYM’ye
yaptığı/yapacağı şikâyeti dile getirmemiş olması sebebiyle olabilmektedir. Başka bir ifadeyle bireysel başvuru için
sadece olağan kanun yollarına başvuru yeterli olmamakta, aynı zamandan
başvurucunun bu kanun yollarında AYM önünde dile getirdiği şikayetini açıkça
dile getirmiş olması istenmektedir.
II. İhlal İddiasının Olağan Kanun Yollarında Dile
Getirilmesi
Bireysel başvurunun ikincil niteliğinin bir sonucu
olarak AYM’ye taşınacak her bir şikâyetin olağan kanun yolları önünde dile
getirilmesi ve derece mahkemelerine bu şikâyet hakkında bir değerlendirme yapma
fırsatının verilmesi gerekir. Böylece hem idari ve yargısal makamların ileri
sürülseydi biz zaten giderirdik argümanı ortadan kalkmış hem de hak ihlali çok
daha önceki aşamalarda giderilerek anayasaya uygun bir işleyiş sağlanmış olur. Zaten
bireysel başvuruda “asıl olan hak ve özgürlüklere kamu otoritelerince saygı
gösterilmesi ve olası bir ihlal durumunda bunun idari ve/veya yargısal olağan
yollarla giderilmesidir” (Hamit Kaya, § 28).
AYM birçok kararında her bir şikâyetin öncelikle
derece mahkemelerinde ileri sürülmesi gerekliliğini şu ifadelerle ortaya koyar:
Olağan kanun yollarında ve genel mahkemeler önünde dayanılmayan iddialar AYM
önünde şikâyet konusu edilemeyeceği gibi genel mahkemelere sunulmayan
yeni bilgi ve belgeler de AYM’ye sunulamaz (Bkz., İsmail Buğra İşlek,
§ 17; Hatice Avcı ve diğerleri, § 52). Bu cümlede ifade edilen kuralın AYM kararlarındaki
uygulaması, bireysel başvuruya hazırlığın idari ve yargısal sürecin daha ilk
anından itibaren dikkate alınması gereken bir iş olduğunu gösterir. Dolayısıyla
AYM’ye iletilmesi düşünülen şikayetlerin idari ve yargısal süreçlerde dile
getirilmemesinin sonuçlarına kısaca bakmak gerekir:
Derece Mahkemeleri Önünde İleri Sürülmeyen (Unutulan)
Şikayetler
AYM başvurucunun ilk derece mahkemesi önünde dile
getirmediği, temyiz ve karar düzeltme dilekçelerinde unuttuğu bir şikâyeti,
başvuru formunda hatırlamasını kabul etmemekte, bu yöndeki talepleri kabul
edilemez bulmaktadır. Mahkeme Mümin Meriç kararında; başvurucunun ilk
derece mahkemesinde faiz talebinde bulunmadığı, derece mahkemelerinin de
taleple bağlılık ilkesi uyarınca faize hükmetmediği bir dosyada, AYM önünde
faize hükmedilmemesinin hak ihlali oluşturduğu iddiasını, iddianın idari ve
yargısal makamlar önünde dile getirilmediği gerekçesiyle kabul edilemez
bulmuştur (§38). Bir diğer kararda ise AYM başvurucunun özellikle süresiz olarak yoksulluk nafakası
ödemek zorunda olmasından şikâyet ettiğini, ancak bu iddiasını yargılama
sürecinde dile getirmediğini, nafaka süresine dair hiçbir şikâyet ileri
sürmediğini veya bu yönde talepte bulunmadığını, böylece başvuru yollarını
usulüne uygun tüketmediğinin anlaşıldığını belirtmiş ve kabul edilemezlik
kararı vermiştir (Esat İnevi, § 29).
Aynı kapsamda AYM olağan yargı yerlerine sunulmayan
bilgi ve belgelerin de kendisine sunulamayacağını, sunulsa dahi bunların
değerlendirmeye alınamayacağını ifade etmiştir. Bir akademik personelin
kendisine mobbing uygulandığından şikayet ettiği bir dosyada, başvurucu AYM’ye
sunduğu ek dilekçesi ekinde 2 adet CD’yi de sunmuş, ancak Mahkeme “bireysel başvuru dilekçesi ve ekleri
ile UYAP’ta bulunan yargılama dosyalarına
ilişkin belgeler incelendiğinde başvurucunun söz konusu CD’yi daha önce
yargılama makamlarına sunmamış olduğu(nun) anlaşıl”dığını, olağan yargı yerlerince
incelenmemiş olan bir bulgunun kendisi tarafından delil olarak kabul edilerek
incelenmesine olanak bulunmadığını ifade etmiş ve bunun ancak şartları varsa
yargılanmanın yenilenmesi nedeni olabileceğini söylemiştir (Hüdayi Ercoşkun, §
60-63).
Dolayısıyla bir şikâyetin usulüne uygun şekilde AYM
önünde dile getirilebilmiş olması için, onun yargılamanın ilk anından itibaren
ileri sürülmesi gerekir. Başka bir ifadeyle yargılama safahatında bir kere bir
vesileyle dile getirilen bir şikâyet, bazen unutulan bazen hatırlanan bir
şikâyetin AYM tarafından incelenme imkânı yoktur. Bu aşamada başvurucunun bu
şikâyeti, olağan yargı yerleri önünde formüle ettiğini gösteren dilekçe,
savunma yazıları veya duruşma tutanaklarını başvuru dosyasına eklemesi önem arz
eder. Başvurucu bu belgelerin UYAP sisteminde kayıtlı olduğu kanaati ile bu
konuda ihtiyatsız davranmamalıdır. Zira yargısal makamlara sunulan her türlü
yazının UYAP sistemine aktarılmasında birtakım sorunlar olabileceği, bazen
başvuru için hayati bir belgenin sistemde yer alamayabileceği değerlendirerek
her bir belgenin bir örneği başvurucu tarafından oluşturulan bir dosyada
muhafaza edilmelidir.
AYM başvuranın şikayetlerinin hem dava dilekçesinde
hem de temyiz ve karar düzeltme aşamalarında ileri sürülmesi gerektiğini ifade
etmektedir. Bu çerçevede kararında
başvuranın “Mahkeme ve icra dosyası ile ilgili olarak ileri sürdüğü
iddiaların bir kısmını İcra Mahkemesine açtığı şikâyet davasında dava konusu
yapmadığı, bir kısmını da temyiz ve karar düzeltme aşamasında dile getirmediği
görülmektedir.” tespitini yapmış ve “şikâyet davası ve kanun yolu
aşamasında ileri sürülebilecek iddiaların doğrudan Anayasa Mahkemesinin önüne
getirilmesi mümkün değildir.” diyerek kabul edilemezlik kararı vermiştir
(Elif Şekerleme ve Gıda San Tic Ltd. Şti., B. No: 2013/9085, 14/4/2016, § 91).
Dolayısıyla başvurucu daha ilk aşamadan itibaren anayasal haklarının ihlali
şikayetlerini dile getirmeli ve yargılama safahatı boyunca bunları istikrarlı
bir şekilde ilgili makamlar önünde dile getirmelidir. Şikayetlerin farklı
aşamalarda dile getirilmemiş olması, AYM tarafından yapılan titiz bir inceleme
ile tespit edilebilmekte ve başvuranın haklı talepleri -basit hatalarla-
incelenmeksizin reddedilebilmektedir.
Başvuranın ilk derece mahkemesince şufa
bedeline hükmedilirken hükümde faize ilişkin bir açıklama yapılmadığı şikayeti,
onun temyiz ve karar düzeltme taleplerinde şufa bedellerinin işlemiş yasal
faizleri ile birlikte ödenmesi istemlerinde bulunmadığı tespit edilmiş ve bu
şikayet kabul edilemez bulunmuştur (Hıdır Ateş, B. No: 2014/499, 16/3/2016, §
35-37; benzer
yönde bkz.; (Bahattin Gül, B. No: 2013/8730, 16/12/2015, § 28-30) Başvuran Başvurucu, aleyhine açılan
boşanma davasında altı tanıktan dördünün duruşmada dinlendiğini ancak diğer iki
tanığının dinlenmediğinden şikayet ettiği dosyada Mahkeme onun sonrasında
dinlenmeyen tanıklarının dinlenmesi konusunda ilk derece mahkemesinden bir
talepte bulunmadığını, bunu dilekçesinde bir temyiz sebebi olarak ileri
sürmediğini belirtmiş ve şikayeti reddetmiştir (Mustafa Mehmet Günyeli, B. No: 2013/2436,
24/3/2016, § 34-37)
İstinaf, Temyiz ve Karar Düzeltmede İleri Sürülmeyen
Şikayetler
Bireysel başvuruda ileri sürülen şikâyet, ilk derece
mahkemesi önünde dile getirmiş olabilir ya da ilk derece mahkemesinin kararıyla
ortaya yeni bir hak ihlali çıkabilir. İşte başvurucu bu ihlal iddialarını
istinaf, temyiz ve karar düzeltme dilekçelerinde ileri sürmelidir. Aksi bir
durum, bu ihlal iddiasının -formda aktarılmasına rağmen- AYM tarafından
incelenememesi ile sonuçlanır.
Bu çerçevede adli yardım ile açılan bir davada, ilk derece mahkemesince aleyhe nispi
vekâlet ücretine hükmedilmesinin şikâyet edildiği dosyada, AYM bu iddianın temyiz
ve karar düzeltme aşamalarında dile getirilmediğini tespit etmiş, eldeki olayda
BYT nedeniyle talebi kabul edilemez bulmuştur (Elif Dandan ve İpek Melis
Dandan, § 71-75). Bir başka kararında AYM temyiz ve karar düzeltme
dilekçelerini UYAP kayıtları üzerinden incelediğini, başvurucunun taşınmazın
satın alınmasındaki katkı oranının %45 olarak belirlenmesine yönelik bir itirazda
bulunmadığını belirlediğini, bu nedenle dosyanın bu şikâyet açısından kabul
edilemez olduğunu söylemiştir (Emine Ergün, § 30-34). Yine işe
iade davasında; savunmanın
genişletilmesi yasağına aykırı olarak sonradan ileri sürülen davalı iddialarının dikkate alınmaması gerekirken yargılamaya
bu savunmalar üzerinden devam edildiği şikâyeti, iddia edilen “hak ihlalini
düzeltme imkânını yargısal makamlara tanımaksızın başvuruda bulun(ul)duğu,
…şikâyet derece mahkemeleri önünde ileri sürülmeksizin ilk defa Anayasa
Mahkemesi önünde dile getirilmiş” olduğu belirtilerek kabul edilemez
bulunmuştur (Müslim
Karakuş, § 31-35). Nihayet Ayşe Akkaya kararında AYM, başvuranın temyiz dilekçesinde
yalnızca bilirkişi ve keşif
ücretlerinde eksik hesaplama yapılmış olmasından şikâyet ettiğini, bunun
dışında kalan ve bireysel başvuruya konu ettiği şikâyetlerine ilişkin herhangi
bir itirazda bulunmadığını vurgulamış ve söz konusu taleple ilgili olağan kanun
yollarına başvurulmadığından başvuru reddedilmiştir (§ 53).
AYM bir kararında
önceki aşamalarda ileri sürülen bir şikâyetin karar düzeltme aşamasında dile
getirilmemesini de BYT sebebi olarak değerlendirmiştir. Bir kararında Mahkeme, başvurucunun
aleyhine haksız olarak yargılama giderleri ile vekalet ücretine hükmedildiği
şikayetini, anılan şikâyetin “karar düzeltme aşamasında dile getirmediği ve
böylece başvuru yollarını usulüne uygun tüketmediği” ibareleriyle
incelememiştir (Anadolu Kayak …Şti., § 22-25). Bunun tersi de bir kabul
edilemezlik nedenidir. Yani temyiz
dilekçesinde dile getirilmeyen bir şikâyetin -davanın esasına etki edecek
murisin akli dengesinin yerinde olmadığına dair sağlık kurulu raporunun
değerlendirilmemesi-, karar düzeltme aşamasında ileri sürülmesiAYM için
şikayeti, kabul edilebilir kılmamaktadır: “usul hukukuna göre, temyizde dile getirilmeyen itirazların karar
düzeltme incelemesine konu yapılamayacak olması göz önüne alındığında
başvurucunun ihlal iddiasını usulüne uygun olarak kanun yollarında ileri
sürmediği” sonucuna varılmıştır (Nursel Sancak, § 19)
Diğer yandan karşı tarafın temyiz talebine karşı
başvurucunun herhangi bir cevap sunmaması, sunsa dahi AYM önündeki şikayetini
bu dilekçesinde dile getirmemesi de BYT kararının alınmasına neden
olabilmektedir. Bu kapsamda ilk derece mahkemesinin yasanın açık hükmüne rağmen kanuni faiz işletilmesini öngörmeden
kamulaştırma bedeline hükmettiği kararına karşı başvurucunun temyiz talebinde
bulunmadığını; davacı idarenin temyiz talebine karşın herhangi bir cevap
sunmadığını tespit eden AYM, başvuru formunda ileri sürülen kamulaştırılmasız el atılan taşınmaz karşılığında
hükmedilen bedele faiz işletilmemesine yönelik şikâyetin kabul edilemez
olduğuna karar vermiştir (Ahmet
İlgün, § 38). Başka bir
kararda ise başvurucunun temyiz dilekçesinde, karşı tarafın temyiz
itirazlarının reddi ile usul ve yasaya uygun olan kararın onanmasını istediği,
başvuru formunda belirttiği kamulaştırmasız el atılan taşınmazı için hükmedilen
bedelin gerçek zararını karşılamada yetersiz kaldığına ilişkin bir şikâyetinin
olmadığı vurgulanmış, somut yargılama sürecindeki yargı yollarının usulüne
uygun şekilde tüketilmediğine karar verilmiştir
(Mehmet Siraç Taran, § 32).
İtiraz ile Başvuru Yollarının Tüketildiği Davalar
İlk derece mahkemesi kararının ardından itiraz yolu
açık olan ve ilgili makamın kararı ile kesinleşen kararlar için de temyiz yolu
hususunda oluşan yaklaşımın geçerli olduğu söylenebilir. Ancak bu konuda örnek
oluşturacak çok fazla karar bulunmamaktadır. Salt itiraza tabi kararlar
açısından da başvurucunun anayasal hak ihlali iddialarını açık bir şekilde hem
ilk derece hem de itiraz mahkemeleri önünde dile getirmesi gerekir. Örneğin ilk derece mahkemesince duruşma
yapılmaksızın karar verildiği iddiasını itiraz makamı önünde dile getirmeyen
başvurucunun şikâyeti, AYM tarafından itiraz sürecinde dile getirilmediğinden
kabul edilemez bulunmuştur (Güney Atmaca Petrol A.Ş., § 26-29)
Nihai Kararı Veren Mahkemedeki Hak İhlalleri
AYM’ye başvuru öncesinde en son tüketilen kanun yolu
aşamasında (temyiz, karar düzeltme, istinaf, itiraz, vb.) meydana gelen hak
ihlalleri için yapılacak şikayetlerde başkaca kanun yolu kalmadığından doğrudan
AYM’ye doğrudan şikayetin iletilebilmesi mümkündür. Bu kapsamda temyiz
makamının bağımsız ve tarafsızlığı hususundaki iddiaların AYM’ye doğrudan
taşınmasında bir sorun olmaması gerekir. Zaten AYM de başvurucunun Yargıtay
Dairesinin karar düzeltme talebinin reddine ilişkin kararının gerekçesiz olduğu
şikayetini gerekçeli karar başlığı altında incelemekte bir tereddüt
göstermemiştir (Fatma Nalan Akdoğan, § 54-60)
III. Sonuç
AYM’ye bireysel başvuru, nihai kararın elde
edilmesiyle başlayan bir anı ifade etmez. Bu başvuru bir süreçtir ve sürecin
başlangıcı hak ihlali iddiasına karşı gidilen ilk idari veya yargısal başvuru
yoludur. Bu süreç ne derece iyi yürütülürse, onun en son aşaması, başvuru
formunun hazırlanıp teslimi, o düzeyde olumlu ve sonuç alıcı olur. Bu açıdan
başvurucunun bir “kötü sürpriz”le karşılaşmamak için KE kriterlerini sağlamaya
azami özen göstermesi gerekir. Bu kriterlerden BYT, ilk bakışta anlaşılması son
derece basit görünmektedir. İlke olarak hukuk düzeni içinde tanınan mevcut,
kullanılabilir ve etkili idari ve yargısal nitelikteki başvuru yollarının
tüketilmiş olmasını arar. Ancak mesele bu kadar da basit de değildir.
Bireysel başvurunun ikincilliği gereği, ihlal iddiası
ortaya çıktığı andan itibaren AYM önüne dosya ulaştırılıncaya kadar yargılama
safahatının tüm aşamalarında dile getirilmiş olmalı ve bu husus başvuru
formunda gösterilmelidir. Yukarıda belirtildiği gibi zincirin halkalarında
meydana gelen bir kopma, başvurunun kabul edilemez bulunmasına yol
açabilmektedir. Ayrıca başvurucunun forma ekleyeceği belgelerle de (savunma,
istinaf, temyiz, karar düzeltme dilekçeleri, mahkeme tutanakları vb.) bunu
göstermesi beklenir. AYM, BYT kriterini incelerken eldeki dokümanlar ve
gerektiğinde UYAP kayıtları üzerinden titiz bir inceleme yapmakta ve sonuca
varmaktadır. Bu noktada ilgili belgelerin zaten UYAP sisteminde yüklü olduğu
düşünülerek iddiayı destekleyen belgelerin forma eklenmesinden de kaçınmamak
gerekir. Bilinmelidir ki mahkemelere sunulan her belge UYAP’a yüklenmemekte,
her itiraz ve talep de tutanağa geçirilmemektedir. Bu sebepten başvurucunun her
bir belgenin kopyasını kendisinin saklaması ve bireysel başvuru formuna
eklemesi elzem bir tutum olarak gözükmektedir.
Özetle başarılı ve sonuç alıcı bir bireysel başvurunun
en önemli şartı, ihlal iddialarına ilişkin tüm idari ve yargılama safahatının,
başlangıçtan başvuru formunun hazırlanmasına kadar, bireysel başvuru yapılacak
bilinci ile yürütülmesidir.