Her çağın olmazsa olmazları vardır. Modern zamanların olmazsa olmazıysa neredeyse her sahada karşımıza çıkan uzmanlaşmadır. Modern çağda uzmanlaşma her sahada kendini dayatırken diğer yandan bir uzmanlaşma eleştirisinin itiraz sesleri de işitilmektedir. İyi ama uzmanlaşma ve uzmanlaşmama nedir veya ne değildir? Bu yazıda uzmanlaşma hakkında hiçbir uzmanlık iddiasında bulunmaksızın uzmanlaşmanın getirilerine ve götürülerine genel hatlarıyla bakmaya çalışacağız.
Uzmanlaşma, bireyin belirli bir alanda derinlemesine bilgi ve beceri kazanarak, yüzeysel bilgiden öteye geçmesi ve o alanda yetkinlik kazanması sürecidir. Bu süreç, kişinin yalnızca temel kavramları öğrenmekle kalmayıp, karmaşık problemleri çözebilecek seviyeye ulaşmasını sağlar.
Uzmanlaşmamaksa, uzmanlaşmanın aksine, her şeyden biraz bilmek ama yine de belirli bir alanda derinleşmemek demektir. Uzmanlaşmamış kişiler her konuda konuşabilir ama aslında konuştukları konuların hiçbirinde yetkinliğe ulaşamamışlardır. Her yerdedirler, fakat her yerde oldukları için de asla belli bir yerde değildirler.
Oysa uzmanlaşmış kişi her yerde boy göstermeyerek daima belli bir yerde durur ve oradan konuşur. Bu da uzman kişinin artık deneme yanılmayla vakit kaybetmediği, vücudunun ve ruhunun doğal bir uzantısı haline gelmiş bilgi sayesinde doğrudan sonuca ulaştığı anlamına gelir. O yüzden uzmanlaşmak her seferinde topu doksana göndermek gibidir. Bu nedenle uzmanlaşma çağında uzmanlaşmamak sürekli Amerika’yı yeniden keşfetmek anlamına gelir.
“Dünyayı fethetmeye kalkmak, sadece evinden uzakta ölmekle sonuçlanır.”
Bu, hem tarihin hem de bilginin doğasını anlatan çarpıcı bir gerçektir. Büyük fatihler, gözlerini hep ileriye dikmiş, daha fazla toprak kazanmak için durmaksızın ilerlemişlerdir. Ancak ne kadar yol alırlarsa alsınlar, arkalarında bıraktıkları toprakları kaybetmiş, sonunda evlerinden, yurtlarından uzakta ölmüşlerdir.
Bilgi de böyledir. Sürekli yeni alanlara atılmak, hiçbirinde kökleşmemek, sonunda elde hiçbir şeyin kalmaması anlamına gelir. Uzmanlaşmak ise toprağını sağlamlaştırmak, bilgiyi bir uygarlık gibi inşa etmektir. Fetih hırsıyla değil, derinleşme kararlılığıyla büyüyenler, zaman karşısında dimdik ayakta kalır.
Fakat yine de uzmanlaşmanın bütün bu faydalarına ve avantajlarına rağmen uzmanlaşmanın da kör bir noktası elbet vardır. Uzmanlaşmak kuşkusuz derin bilgi ve yetkinlik sağlar; ancak bu belli bir konuda bilgi ve yetkinlik kazanmanın beraberinde getirdiği genel perspektifi kaybetme veya bütünü görememe riski de vardır. Çünkü uzmanlar belirli bir konuda yoğunlaşıp derinleştikleri için geneli bilemez ve bütünü göremezler. Genelin bilinmediği veya bütünün görülmediği durumlarda uzmanlaşılmış alanlar arasındaki bağlantılar ve etkileşim de zayıflar. Çoğu kez bir alanda yeni bir şey söylemek veya karşılaşılan bir sorunu çözmek için bütünden haberdar bir genel bakış açısına sahip olmak gerekir.
HUKUKÇUNUN UZMANLAŞMASI
Uzmanlaşma hakkında bu genel tespitlerden sonra konuya hukuk açısından ve hukukçuların gözünden bakarsak, kuşkusuz bir avukat da zamanının yarıdan fazlasını seçtiği bir alanda derinleşmeye ayırmalıdır. Fakat bu derinleşme arayışı bir hukukçuyu asla hukukun ne olduğu üzerine düşünmekten alıkoymamalıdır.
Alanı ne olursa olsun her hukukçunun hukukun genel ilkeleri ve temelleriyle olan ilişkisini her daim canlı tutması gerekir. O halde bir hukukçunun kariyeri için atabileceği en iyi adım bir alanda derinleşirken diğer alanlara olan ilgisini de kaybetmemesidir.
Bir uzman, hukuki bilincini uyanık tutmak için yalnızca mevzuat okumakla yetinmemeli; farklı sahalarda zihnini ve muhayyilesini besleyecek yeni kaynaklar da aramalıdır. Meslektaşlarıyla sohbet ortamlarında bulunmalı, deneyim paylaşımına önem vermeli, sektörle ilgili etkinliklere katılmalı, bazen bir film izleyerek bazen roman okuyarak, bazense müze gezerek sanatla ilişkisini de muhafaza etmelidir. Bilgi yalnızca metinlerden değil, etkileşimden ve pratikten de beslenir. Bu sayede uzmanlık, sadece teknik bilginin değil, aynı zamanda hareket kabiliyeti ve adaptasyonun da bir ürünü haline gelir.
Uzmanlaşmanın hayatın her alanında başrol oynadığı bir toplumda “ne iş olsa yaparım” diyenler değil, “ben bunu yaparım ve en iyisini yaparım” diyenler kazanır. Bu modern topluma dair basit hakikatin biz hukukçular için önemli iması şudur: Bir avukat da meslek hayatının başında “her davaya bakarım” demek yerine, belli bir alana odaklanmalı ve o alanda başarıyı hedeflemelidir. Ancak o zaman gerçekten kendi sahasında güçlü, etkili ve tanınır olabilir. Aksi takdirde, yıllarca yoğunluk içinde kaybolmuş farklı hukuk mecraları arasında yolunu bulamayan, zihni uğuldayan biri olmaktan öteye geçemez.
Genç bir avukatın önceliği, yaşamını idame ettirecek imkanlara kavuştuktan sonra, belli bir alanda yoğunlaşıp tecrübe kazanmaktır. Daha yolun başında farklı davalara yönelmek, yeterli birikim kazanmadan farklı sahaların arasında savrulup dağılmaya yol açar.
Avukatlıkta her dava çok özel, her dava çok değerlidir. Avukat olarak çok sayıda davaya bakıyor olabilirsiniz ama müvekkilinizin belki de hayatında tek bir davası vardır. Bir avukat olarak kaliteniz davalardaki başarı ortalamanızla değil her bir davadaki biricik başarınızla ölçülür. Çok farklı alanlarda ayrıntılı bilgi sahibi olmadığınız için kimi zaman sizin eksikliğiniz nedeniyle olumsuz sonuçlar alır ama esasında iyi bir ortalamaya sahip olduğunuzu söylerseniz davasını kaybetmiş olduğunuz müvekkilinize bu neticeyi açıklayamazsınız. Önce daima bir alanda uzmanlaşmak, sonra istenirse ve koşullar uygunsa başka alanlara da açılmak gerekir.
Öte yandan başarıyı sadece davanın müvekkilin lehine sonuçlanmasını sağlamak olarak değerlendirmek de yerinde olmayacaktır. İyi bir avukat ve iyi bir hukukçu olarak yapılması gereken elde bulunan davayı en iyi şekilde takip etmek, tüm hukuki argümanları titizlikle işlemek, özetle davada hukuken yapılması gereken her şeyi yapmak ve dava sahibinin haklarını korumaya çalışmaktır.
Uzmanlaşmanın bir alanda avukatın daha yetkin olmasını sağlayacağı açıktır. Avukatın belli bir alanda uzmanlaşması, o alana ilişkin güncel yargı içtihatlarını takip etmesini, yine o alanda daha fazla dava görmesini ve farklı maddi olaylar ile karşılaşması sonucunu doğuracaktır. Bu husus daha önce karşılaşılmamış veya ilk defa yaşanan olaylar ile de karşılaşmasını, bu olaylar için hukuki çözüm üretmesini ve hukuki argümanlar geliştirmesini gerektirecektir. Dolayısıyla uzman avukatın yeni karşılaşılan olaylar için yeni bir hukuki bakış açısı getirmesi, argümanları doğru bir şekilde ortaya koyması yargı içtihatlarına da katkı sağlayacak, belki de geliştirdiği bu yeni hukuki bakış yerleşik bir yargı içtihadı haline gelecektir.
Öte yandan bir alanda uzmanlaşmanın sonucu olarak kazanılan bu hukuki bakış açısı ve muhakeme yeteneği, yargının önceki kararlarını da etkileyebilecek, belki de oluşturulan bu yeni hukuki bakış yargının önceki kararlarından vazgeçerek yeni bir içtihat oluşturması sonucunu doğuracaktır.
Hukuk canlıdır. Hayat nasıl sürekli yenilikler getiriyorsa hukuk da bu yeni durumlar karşısında yeni argümanlar geliştirmek durumundadır. Alanında uzmanlaşmış bir avukat da hukuka ve yargı içtihatlarına bu şekilde çok önemli katkılar sağlayabilecek konumdadır ve bu potansiyele sahiptir.
Bazal ihtiyaçlar karşılandıktan sonra insanın nasıl bir hayat yaşayacağını belirleyen, hayatına neler doldurduğu değil, hayatından neleri çıkarabildiğidir. Uzmanlık alanını her zaman avukat seçmez bazen de bazen de koşullar gereği avukat kendini bir uzmanlık alanı içinde bulur. O yüzden bir avukat aynı zamanda hayatın getireceği fırsatlara daima hazır ve açık olmalıdır.
Uzmanlaşmanın belli oranda geneli görme konusunda körleşme yaratacağını söylemiştik. Ancak uzmanlaşma aynı zamanda toplumsal iş bölümünün bir sonucu olarak genel olanın toplam bilgisini de arttıran bir uğraştır. Şöyle ki; nasıl ki siz bir alanda uzmanlaşıyorsanız meslektaşlarınız da aynı şekilde diğer alanlarda uzmanlaşacaklardır. Daha sonra farklı alanlardaki bu uzmanlar bir araya gelerek hukuk hakkındaki toplam bilgilerini arttıracak fikir alışverişlerinde bulunabilirler. Bu olgu başka alanlarda da geçerlidir. Örneğin tıp alanında pek çok doktor farklı alanlarda bilgilerini derinleştirerek uzmanlaşır. Fakat bu durum bir vaka ile karşılaştıklarında sadece kendi bilgilerini kullanacakları anlamına gelmez. Doktorlar bir vaka ile karşılaştıklarında çeşitli alanlardan uzmanlarla bir araya gelirler ve konsültasyon yaparak hasta için en uygun tedaviye karar verirler. Yani uzmanlar networkleriyle iletişim halinde kaldıkları sürece kendi alanlarının toplam bilgisini arttırırlar.
UZMANLAŞMANIN TUZAKLARINI GÖREBİLMEK
Uzmanlaşmanın çok önemli olduğu tartışmasızdır. Ancak uzmanlaşmak önemli olsa da bu konuda aşırıya gitmemek ve dengeyi korumak gerekir. İçinde yaşadığımız çağı uzmanlaşma çağı olarak nitelemekte hiçbir beis görünmüyor. Özellikle 19 yüzyıldan itibaren toplumsal iş bölümünün giderek daha belirgin hale gelmesiyle uzmanlaşma süreçleri derinleşmekte ve bu süreçler giderek daha karmaşık bir hale gelmektedir.
Ancak bu uzmanlaşma çağının bir dezavantajı da söz konusudur. Kendi alanlarında derinleşen uzmanlar bu alanlarının dışına çıkıldığında daha sınırlı bilgiye sahip olabilmektedirler. Üstelik burada ‘’alanın dışına çıkmak’’ ifadesiyle kastettiğimiz şey aslında bir disiplin içinde tanımlanan daha dar bir kapsam alanına karşılık gelmektedir. Yani tarihçinin sosyoloji bilmemesinden veya hukukçunun iktisat bilmemesinden bahsetmiyoruz. Artık tarihçiler uzmanlık kazandıkları çok dar bir tarihsel dönemin haricinde tarihi bile bilmez hale gelmiş durumdalar yahut da o dar uzmanlık alanının haricindeki tarih konuları hakkında herhangi bir fikir beyan etmekten korkar olmuşlardır. Çünkü uzmanlık alanlarında kendilerini ne kadar yetkin görüyorlarsa diğer konularda da sadece uzmanların fikir yürütme ve söz söyleme yetkisine sahip olduğunu düşünüyorlar. Mesele söz konusu ilgili disiplinin sınırlarını aşıp başka disiplinleri ilgilendirdiğinde, kişiler bu alanlarda kendilerini adeta kör ve sağır hissetmeye başlıyorlar. Ancak, kendi alanının dışındaki konulara olan bu aşırı yabancılık, zamanla kişinin kendi alanına karşı da bir körelmeye neden oldu. Çünkü hiçbir disiplin, diğer disiplinlerden tamamen bağımsız bir niteliğe sahip değildir. Zira disiplinler arası sürekli ve canlı bir geçişkenlik ve etkileşim söz konusudur; bu nedenle, herhangi bir bilimsel alan, diğer disiplinlerden tamamen bağımsız şekilde düşünülemez.
KAÇINILMAZ BİR SÜREÇ OLARAK UZMANLAŞMA
Yazının icadından beri izleyebildiğimiz düşünce tarihinde yüzyıllar boyunca uzmanlaşma diye bir şey yoktu. Bilgi dalları keskin sınırlarla birbirinden ayrılmıyordu. Alimler birden fazla alanda derinleşiyordu. Eskinin alimleri doğal olarak her alanda yetenekli anlamına gelen ‘’polimat’’ veya ‘’hezarfen’’ olarak andığımız çok yönlü alimlerdir.
Arşimet hem filozof hem matematikçiydi, Roma ordusuna karşı optik mühendisliğiyle silahlar tasarlıyordu. İbn-i Sina, tıbbın öncüsüydü ama aynı zamanda bir filozof ve din alimiydi. Leonardo da Vinci, ressam, mühendis ve anatomi uzmanıydı.
Rönesans’a kadar bilgi bir bütündü. Okur yazar insanlar, felsefe, sanat, bilim ve tıp arasında keskin ayrımlar görmüyordu. Her şey iç içeydi, bilgi parçalanmamıştı. O yüzden de her şeyden anlıyorlardı.
Elbette tarihin eski dönemlerine gidildikçe üretilmiş ve kayda geçirilmiş bilgi miktarının az olması bir alimin hakimiyet sağlayacağı bilgi alanının küçük olması anlamına geliyordu. Söz gelimi günümüzün ortalama entelektüelinin Aristoteles’in müstakil eserler verdiği alanlarda ondan daha fazla bilgiye sahip olması ihtimali çok yüksektir. Fakat günümüzde üretilen bilginin çokluğu nedeniyle bir entelektüelin bütün bilgi alanları arasında Aristoteles düzeyinde bir ilişki kurabilmesi de artık imkânsız kabul edilmektedir.
Bu gelişim sürecine bakacak olursak, 16. ve 17. yüzyıldan sonra bilgi dallarının hızla ayrışmaya başladığını söyleyebiliriz. Bu süreç içerisinde fizik, matematik gibi alanlar diğerlerinden sıyrılmış ve büyük ilerlemeler kaydetmiştir. Kepler, Galileo, Newton gibi isimler doğa yasalarını matematik formüllere dökmeye başlamıştır. Nitekim Newton fiziğiyle birlikte, evrenin işleyişi matematiksel modellerle açıklanabilir hale gelmiştir.
Bu süreçle birlikte bilginin artık aritmetik değil, geometrik olarak arttığını söyleyebiliriz. Böylece tek bir insanın ömründe edinemeyeceği kadar büyük bir bilgi yığını oluşmaya başlamıştır. 19. yüzyılda bu ivme, sanayi devrimini tetikleyen teknolojik ilerlemelere dönüşür. Buhar makineleri üretimi değiştirirken, bilgi de metodolojiyle birlikte daha da derinleşmiştir. İşte bilginin miktarındaki bu artış sonucunda bir insanın tek başına tüm alanlara hakim olması imkansız hale gelmiştir. Sosyal bilimler ile doğa bilimleri birbirinden keskin bir şekilde ayrılırken bu iki alan altında yeni bilim alanları ortaya çıkmış uzmanlaşma da kaçınılmaz olmuştur.
Bu süreci kısaca özetlememizin sebebi size büyük resimde neyle karşı karşıya olduğunuzu göstermek. 21. yüzyılda hiçbirimiz hakiki bir polimat olmayı hayal edemeyiz. Hatta bırakın polimat olmayı hukukun bütün alanlarına hâkim olmayı bile amaçlamak çok gerçekçi görünmüyor. Dolayısıyla bir avukat hukukun bütün alanlarında bir uzmanlık bilgisine sahip olmak ve önüne gelen bütün davaları almak isterse olsa olsa aynı anda iki tavşanı kovaladığı için ikisini de elinden kaçıran adama benzeyecektir.
Belirttiğimiz gibi uzmanlığın kendi alanını besleyen damarlardan uzaklaşması sebebiyle yaratıcılığı körelttiği düşünülür. Bu, tamamıyla haksız bir eleştiri de değildir. Ancak uzmanlığın da kendi içerisinde yeni bir yaratıcılık penceresi açtığı göz ardı edilmemelidir. Hukukçular da pek çok modern meslekte olduğu gibi problem çözücülerdir. Teorik olarak öğrendikleri bilgileri karşılarına çıkacak tekil olaylara uygulamaya çalışırlar. Ancak her hukukçunun bildiği gibi karşılarına çıkan her olay hukuk metinlerine bakılarak çözülebilecek gibi değildir. Yeni bir olayla karşılaşıldığında bu olay için en uygun çözümün ne olduğuna karar vermek çoğu zaman o alandaki bütün tartışmaları ve alanın en ince ayrıntılarını bilmeyi gerektirir. Kimi zaman alanın dışında gibi görülen unsurlar problemin çözümü için bir can kurtaran vazifesi görse de bunlar çok istisnai durumlardır ve meslek hayatının gerçekliği uzmanlık bilgisiyle hayata geçirilebilen yaratıcılıktır.
Bunun yanında uzmanlaşmış bir avukat sadece masumları beraat ettiren avukat değildir. Meslek etiği kurallarına ve yasalara uygun yapılmak kaydıyla Kafka’nın deyimiyle “abartıyorum çünkü, anlaşılmak istiyorum’’ ve diyorum ki, avukat şeytanın dahi avukatlığını yapabilmelidir. Nitekim en zor dava şeytanın avukatlığının yapıldığı davadır. Ve her avukat kendisini şeytanın avukatlığını hakkıyla yapabilecek şekilde geliştirmelidir. Bunun en önemli koşulu da uzmanlaşmadır. Bunun yanında uzman olmayan bir avukat bir masumun bile hayatını yakabilir. Yani asıl şeytana hizmet mesleği hakkıyla icra etmemektir. Hiç kimse hele de müvekkiller avukatları iyi niyetleriyle değerlendirip takdir etmez. Avukatın müvekkiline karşı sorumluluğu iyi niyetle değil, eksiksiz bir bilgi ve güçlü bir muhakeme yeteneğiyle yerine getirilir.
Uzmanlıkla ilgili Bruce Lee’nin güzel bir sözü vardır. Lee, “On bin farklı tekmeyi çalışan rakipten değil, bir tekmeyi on bin kere çalışan rakipten korkarım,” demiştir. İyi avukatlar da onlarca farklı alandan davayı kabul edenler değil bir alanda onlarca hatta yüzlerce dava görenlerdir. Sizi diğer avukatlardan ayıracak ve o alanda akla ilk gelecek isim yapacak çalışma ve uzmanlaşma şekli budur.
Elimize bir hukuk diploması almanın bize her türlü hukuki dosyaya bakma ehliyeti verdiği doğrudur. Fakat ehliyet sahibi olmakla bir alanda derinlemesine beceri sahibi olmak aynı şey değildir. Örneğin Orta Çağ’da ehliyet olarak kabul edilebilecek enstrümanlardan birisi usturaydı. Başka bir deyişle eline bir ustura alan her berberin hem saç kesme hem sünnet yapma hem de cerrahlık yapma ehliyeti vardı. Fakat bu onların, bütün bu alanlarda uzman oldukları anlamına gelmemektedir. İyi bir berber aynı zamanda tehlikeli bir cerrah olabilir. Çağdaş mesleklerin çoğu lisans diplomasını alanda yetkinlik amacıyla verseler de pratikte bu mesleği icra edenler belli bir alanda derinleşirler. Örneğin, yazılım mühendisleri kâğıt üzerinde yazılımla ilgili her türlü işi yapabilecek potansiyeli taşırlar. Ancak biraz web sitesi tasarlayıp biraz uygulama yazıp arada bir de oyun yazarak mesleğini icra eden bir yazılımcı göremezsiniz. Çünkü bu alt alanların hepsi hem sürekli yenilenmekte hem de layıkıyla icra edilmek için çok büyük bir enerji talep etmektedir. Avukatların da hukuk diplomalarına potansiyel bir ehliyet olarak yaklaşmaları gerekir. Ancak mesleğe başladıktan sonra bütün alana hükmetmeye kalkmamalı ve kendi yollarını çizerek hukukun bir alt alanında derinleşmelilerdir.
Avukatlık, mesleğin doğası gereği, henüz belli bir alanda uzmanlaşamadan başlanılan bir meslektir. Hukukun her alanında temel bilgiler vermekten başkasını yapamayacak bir lisans eğitiminin ardından bir dosyayı resmen vekalet alarak mahkemeye taşıma yetkisi anlamına gelen ruhsatı almak için hepi topu bir yıl gibi bir süre vardır. Dolayısıyla bu süre kısalığı dahi mesleğe fiilen başladığında genç bir avukatın aldığı davalarda başarılı olabilmek için uzmanlaşma yoluna gitmesi gerektiğini açıkça göstermektedir. Peki o kısa staj süresince ve avukatlığın ilk yıllarında uzmanlaşma nasıl mümkün olabilir? Zira bu sürede ya dosya alamamaktadır ya da alabileceği dosya sayısı çok sınırlıdır. Demek ki fakülteden yeni mezun olmuş bir avukat adayının çok hızlı bir şekilde kendisine birkaç alan belirleyip bu konulardaki bilgisini elbette teorik eserlerle ama asıl olarak da mahkeme kararlarıyla derinleştirmesi gerekir. Mümkün olduğunca çok uyuşmazlık şeklini gören ve bunların özellikle yüksek mahkemelerce ne yönde karara bağlandığını bilen avukat bir davada nasıl bir yol izlemesi gerektiğine hızlıca ve isabetli bir şekilde karar verebilecektir. Dava ve karar bilgisinden yoksun avukatsa konunun ana hatlarını bilse bile karşısına gelen somut olayın nasıl bir hareket tarzını gerektirdiğini anlamakta büyük zorluk yaşayacak çözüm yolunu tespit etmek için ya çok büyük bir çaba harcamak zorunda kalacak yahut da avukatlık mesleğinin bitmeyen yoğunluğu ve süre baskısı altında hata yapacaktır.
Bir avukatın varlık sebebi, haklarını savunacak teknik bilgiye sahip olmayan ve hukuk nosyonundan yoksun vatandaşı mahkemelerde temsil etmek ve haklarını savunmaktır. Bu anlamda avukatlar daima mahkeme ile vatandaş arasındaki doğru iletişimi tesis etmek suretiyle adaletin gerçekleşmesi için çaba gösteren hukuk insanlarıdır. Bu meselenin ne kadar vahim ve de mühim olduğunu anlamak için şöyle bir örnek tahayyül edelim: Bir ilçedeki bütün avukatlar teknik bir konuda yetersizseler, bu yetersizlik nedeniyle o ilçedeki bütün vatandaşların hakları gerektiğince temsil edilemediği için hakları gasp edilmiş ve kendileri de mağdur edilmiş olacaktır. Hukuk devletinde herkesin yasalar önünde eşit olması gerektiğini savunuyor ve buna inanıyoruz. Ancak haklarınızın ne kadar iyi savunulabileceğini, korunabileceğini ve temsil edilebileceğini belirleyen asıl unsur nihayetinde avukatın yetkinliği ve sahasında ne kadar uzmanlaştığı oluyor. Bu açıdan vatandaşların yasa önünde eşitliğini zedeleyecek kişi avukat olmamalıdır. Tam tersine avukatlar aslında bu eşitsizliği giderme yolunda sorumluluk taşıdıklarının bilincinde olmalı ve hem mesleklerine hem de müvekkillerine karşı bu sorumluluk duygusuyla yaklaşmalıdır.
Bir davanın hakkıyla takip edilmesinin, hukuken sunulması gereken tüm argümanların doğru bir şekilde sunulmasının müvekkilin hakkının korunmasına sağlayacağı katkının yanında, hakkın ve adaletin yerine getirilmesine sağlayacağı katkı da tartışılmazdır. Uzman bir avukat sadece alanına ilişkin davayı en iyi şekilde takip etmekle kalmayacak, o dava özelinde kişi ve toplum nezdinde adalete olan güveni artıracak, ayrıca işin özünde hakkın ve adaletin tesisine katkı sağlayacaktır. Diğer bir deyişle iyi takip edilmiş her dava hakkın yerine gelmesini sağlayarak adaletin tesisine hizmet edecek ve adalete olan güveni artıracaktır.
UZMANLAŞMANIN YENİ GÖRÜNÜMLERİ
2003 yılı içerisinde dünya çapında üretilen veri miktarı, ilk kez dünya tarihi boyunca üretilen bütün veri miktarını geçti. O tarihten bu yana her sene ortaya çıkan veri miktarı, bir önceki senenin önüne geçmeye de devam ediyor. Yani uzun bir süredir uzmanlaşma bir tercihten çok dünyanın gittiği yere adapte olmakla ilgili bir zorunluluk haline gelmiş durumda.
Bu gelişmelere değişen dünyayla birlikte toplumsal ve ekonomik ilişkilerin çeşitlenmesini ve yeni ihtiyaçlar ile yeni toplumsal yapılanmaların ortaya çıkması eklendiğinde hukuk disiplinin de bu değişime ayak uydurmak için nasıl değişmesi gerektiğini anlayabiliriz. Bu değişimin ve gelişmenin hukuk disiplini açısından kaçınılmaz sonucu yeni hukuk alanlarını ortaya çıkmasıyken aynı zamanda daha evvelki hukuk alanlarının alt disiplinlerinin de sayı ve hacim bakımından genişlemesidir. Yani 1960’larda Hukuk Fakültesi’nden mezun olan bir avukatın birden fazla alana hakim olma, o alanların uzmanı olma şansı oldukça yüksekti, hatta mümkündü. Bugün ise uzmanı olmak istediğimiz tek bir alandaki verilere bile ulaşmamız ve o sahadaki her şeye hakim olmamız çok da mümkün değil. Çoğu genç avukatın önümüzdeki 50 sene boyunca bilfiil avukatlık yapacağını düşünürsek hukuk alanında üretilecek veri her geçen yıl daha da artacağı için hukuk disiplininin üst başlıklarında uzmanlaşmak giderek daha da zorlaşacaktır. Bir başka deyişle, bugün hukukun alt dallarında uzmanlaşmaktan çok alt dalların alt dallarında uzmanlaşmak daha elde edilebilir bir hedef olarak önümüze çıkıyor.
Günümüzün çeşitlenen ve giderek dallanıp budaklanan alanlarının eski dönemden farklı olarak bizlerden talep ettiği yeni bir uzmanlık türü daha var. Klasik gözle bakacak olursak bir hukuk alanında uzmanlaşmak demek, o alan çerçevesinde ortaya çıkabilecek her türlü uyuşmazlığı bilmek veya öngörebilmek veya bu uyuşmazlıklar hakkında alternatif çözümler üretebilmektir. Yani uzmanlık son kertede yine bir hukuk uzmanlığıydı. Fakat bir süredir hukuki uyuşmazlıklara ilişkin bilgi zorunlu olarak o hukuki uyuşmazlığın doğduğu faaliyet alanına ilişkin bilgiyi de gerekli kılıyor. Mesela kişisel verilerin korunması hukuku bu alana ilişkin bilgi toplama ve depolama sistemlerini bilmeden uzmanlaşılabilecek bir alan değildir. Keza sağlık hukuku da tıbbi uygulamaların mahiyetine ilişkin bir uzmanlık bilgisi gerektirebilir. Son olarak yapay zekâ araçlarıyla donatılmış uygulama ve cihazların yaratabileceği hukuki sorunlardan bahsederken yapay zekanın nasıl işlediğini bilmeden fikir yürütemeyiz. Dolayısıyla hukukta uzmanlaşmak derken o hukuk alanının gerektirdiği hukuki olmayan uzmanlaşmayı da mutlaka dikkate almak gerekir.
UZMANLAŞMIŞ HUKUKÇUNUN VAZGEÇEMEYECEĞİ TEMEL BİLGİLER
Verinin geometrik artışı ve uzmanlık dallarının giderek spesifikleşmesi yine de insanın gözünü korkutmamalı. Neticede hukuk dediğimiz alan, belli başlı bazı prensipler üzerine kurulu ve hangi alanda uzmanlaşırsanız uzmanlaşın bu temel prensiplerden yola çıkarak iş göreceğiniz bir alandır. Zaten hukuku bir arada tutan bu prensipler, yani bütün hukukçuların paylaştığı müşterek bir hukuk nosyonu olmasaydı, örneğin ceza hukuku alanında uzmanlaşmış birisiyle idare hukuku alanında uzmanlaşmış birisinin birbiriyle aynı dili konuşması dahi mümkün olmazdı. Ancak diğer uzmanlık alanlarında da olduğu gibi her hukukçunun yanında taşıdığı ve devamlı başvurduğu bir alet çantası vardır. Hukukun bir problem çözme faaliyeti olduğunu söylemiştik. Her hukukçu hayatta karşılaştığı yeni durumlara hukukun alet çantasından yararlanarak hukuki bir çözüm getirmeye çalışır. Neticede hangi alanda uzmanlaşmış olursa olsun her hukukçunun yaptığı işin ABC’si de budur.
Peki bu alet çantasıyla ne kastediyoruz? Yani bir hukukçunun alet çantasında neler olur ve bu malzemeler nasıl kullanılır?
Öncelikle her hukukçunun temel eğitim yoluyla edindiği ve her zaman canlı tutması gereken birinci aleti dile yönelik ilgi ve bilgidir. Hukukçular, hem metinlerle hem de diyalog yoluyla işlerini aslında dili kullanarak yürütürler. Yani sadece hukuki bilgileriyle değil, hukuki bilgilerini iyi bir iletişim becerisiyle aktarabilmeleri sayesinde iş görürler. Örneğin ABD’de hukukçular temel üniversite eğitimi aldıktan sonra hukuk fakültelerine girebiliyorlar. Hukuk fakültelerinin en çok öğrenci kabul ettiği alanlardan biri ise İngilizce alanı. Yani Türkiye’de aynı sistem olsaydı en çok hukukçu kabul edilen alanın Türk Dili ve Edebiyatı bölümleri olması gerekirdi. Zira hukukçunun temel işini yapabilmesi için hem özel bir dille yazılmış hukuk metinlerini anlaması hem diğer hukukçularla iletişim kurabilmesi hem de hukuk alanında kendisinden daha az bilgili müvekkilleriyle hukuki konuları konuşabilme becerisine sahip olması gerekir. Bu anlattığımızı daha anlaşılır kılmak için dili kullanma konusunda daha mahir bir hukukçu ile dili kullanma konusunda daha özensiz ve savruk bir hukukçunun mesleklerini icra ederken yaşayacakları avantajları ve dezavantajları düşünmek kâfi olacaktır.
Hukukçunun alet çantasındaki ikinci en önemli alet ise argümantasyondur. Argümantasyon, hukuki yorumun neden-sonuç ilişkisi içerisinde ortaya konulması becerisidir. Sağlıklı bir argümantasyon kıyas, analoji, mantık gibi alt başlıklardan yararlanılmasını gerektirir. Bir anlamda, argümantasyon becerisini hukukçuyu hukukçu olmayanlardan ayıran bir beceri olarak düşünebiliriz. Hukuk kuralları yazılı olarak herkesin erişimine açık bir şekilde ortada durmaktadır. Hukukçunun yaptığı ise bu kuralları, emsal kararlardan ve pratik uygulamalardan da yararlanarak, yeni ortaya çıkan bir ihtilafı çözmek amacıyla yeniden yorumlamaktır. Yani hukukçuları, hukukçu olmayan kişilerden ayıran şey mevzuat bilgisini haiz olmak değil; o mevzuata dayanarak yargı, görüş ve yorum ortaya koyabilme kabiliyetidir.
Argüman kelime anlamı itibariyle “delillendirilmiş, kanıtlanmış iddia veya yargı” anlamına gelir. Argümantasyon ise bir şeyi delillendirmek, yani neden-sonuç ilişkileri kurarak bir tez ileri sürmek demektir. Avukatlar neden argümantasyon sunarlar? Çünkü avukatlar meslekleri itibariyle önlerine gelen ihtilafları hukuki olarak sonuçlandırmak isterler. Bu sebeple müvekkillerinin ihtilaflarını öğrenir, bu çatışmaların hukuki karşılıklarını bulur ve mahkemeye bu çatışmanın hukuki olarak nasıl çözüleceğini sunarlar. Bir anlamda avukatlar, vatandaşların dertlerini hukuki dile tercüme ederek onların haklarını savunma sorumluluğunu üstlenirler.
Mahkeme salonuna gelindiğinde vatandaşların ihtilafları iki tarafın avukatları tarafından hukuki dile tercüme edildikleri haliyle dile getirilir. İki avukat da kendi argümanlarını hukuki olmak kaydıyla öne sürerler. İki avukat da kendi yorumlarının hukukun ruhuna daha uygun olduğu iddiasını kanıtlamaya çalışırlar. Neticede hâkim de bu yorumlardan birini ya da başka bir hukuki görüşü öne sürerek ihtilafı hukuki olarak nihayete erdirir. Bütün bu süreç, aslında daha iyi, daha hukuka uygun bir argümanın kendisini kabul ettirmesi olarak görülebilir. Argümantasyon becerisi daha iyi olan, yani alet çantasındaki alet edevatı daha iyi kullanan avukatın, hukuki görüşlerini davanın sonunda bir hukuk otoritesi olan mahkemeye kabul ettirmesi beklenir.
Aslında her avukat argümantasyon becerilerine sahiptir. Temel eğitimi sırasında argümantasyon adıyla bir ders almasa bile her avukat adını bilmeden de olsa bu becerileri pratikte uygulamaktadır. Örneğin, bir dili konuşan insanlar o dilin gramer kurallarını bilmeyebilir. Ancak dili konuşurken de bu gramer kurallarına uyarlar. Tıpkı bu örnekte olduğu gibi avukatlar da argümantasyon tekniklerini, adını bilmeseler dahi kullanmaktadırlar. Ancak ortalama bir avukatın kendisini ayrıştırarak çok iyi bir avukata dönüştürmesi, argümantasyon tekniklerini bilerek uygulamasında yatar. Argümantasyon, kendi literatürü olan büyük ve ciddi bir alandır. Avukatlar, bu alanda üretilen literatüre hâkim olurlarsa, uzmanlıkları ne olursa olsun, meslektaşlarının bir adım önüne geçeceklerdir. Zira her avukat belli oranda argümantasyon tekniklerini kullansa da bütün teknikleri bilen bir avukat kadar alanında başarı gösteremez. Bizler avukatlar olarak hangi davaya çıkarsak çıkalım, hangi uzmanlığı benimsersek benimseyelim esasında her davada aynı görüşü savunuyoruz: Benim hukuki yorumum, karşımdaki avukatın ve hâkimin hukuki yorumundan daha isabetlidir. O sebeple, uzmanlık alanımız ne olursa olsun alet çantamızda daha sağlam ve daha nitelikli bir argümantasyon becerisi bulundurursak alanın sadece uzmanı değil en iyi (tecrübeli) avukatı olmamız da mümkün olabilir.
Hukukta hepimizin bildiği üzere bazı davalar çok kolay bir şekilde çözüme götürülür. Bu davalar, hukuki yorumu veya argümantasyon becerisini gerektirmez. Örneğin takibe konulan bir senet davası ya da radara yakalanan bir aracın cezası gibi konularla karşılaştığımızda bu dava sürecini nasıl yürüteceğimiz bellidir. Burada bizden yaratıcı çözümler üretmemiz beklenmez. Elbette bu alanlarda uzmanlaşmış avukatlar da iyi bir argümantasyon becerisine sahip olduklarında bu basit gördüğümüz davaların bile çehresini değiştirebilir. Örneğin, radar cezası aldığınızda bunu ödemekle yükümlü olduğunuz açıktır. Ancak, bir meslektaşımız bu basit görünen trafik cezasına karşı argüman geliştirmişti. Radar uygulamalarında vatandaşların tuzağa düşürüldüğünü ve radar uygulamalarında uyarı levhalarının kullanılması gerektiğini savunmuştu. Bir avukatın, hukuki yoruma kapalı görünen bir alana getirdiği bu yorum, ülkemizde radar uygulamalarını tamamıyla değiştirdi. Artık, radar uygulaması yapılan yerlerde uyarı levhalarıyla karşılaşıyoruz. Bu olay, bir hukukçunun alet çantasındaki en iyi yardımcısının hukuki argümantasyon becerisi olduğunu bize bir kez daha gösteriyor.
Ancak bazı hukuki davalar, tamamen yeni ortaya çıkan durumlar üzerinedir. Bazen önümüze öyle olaylar çıkar ki buradaki sorunları çözebilmek için yaratıcı hukuk becerilerini kullanmamız gerekir. İşte hukuki argümantasyon becerisi, hukukçuya bu tarz yeni ortaya çıkan konularda hukuki yorum yapabilecek yetkinliği sağlar. Dünya’nın hızla değiştiği, yeni gelişmelerin ve araçların devamlı hayatımıza girdiği bu çağda hukukçunun bu argümantasyon becerilerine sahip olması ve hatta bunları devamlı canlı tutması şarttır.
Bir alana hâkim olarak, o alandaki gelişmeleri takip ederek alanın uzmanı olabilirsiniz. Ancak bir alanın uzmanı olduğunuzda ve öne çıkmaya başladığınızda karşılaşacağınız davaların niteliği de değişmeye başlayacaktır. İnsanlar, içinden çıkılamaz en zor davalar için sizi tercih edecektir. İşte bu durumlarda sadece mevzuata hâkim olmanız yeterli olmaz. Tam da mesleğin en iyi noktasına geldiğinizde sizi orada tutacak şey, argümantasyon kabiliyetinizle yaratıcı hukuki yorum yapabiliyor olmanız olacaktır.
Bizler bazen hukuku düşündüğümüzde oradaki hiyerarşiyi yanlış değerlendirebiliyoruz. Örneğin bir dava salonuna girdiğimizde mahkeme heyeti ya da hâkimi bizlerden daha yüksek bir yerde oturuyor. Bunun düz bir okuması bizi hukuktaki bilgi hiyerarşisinin de bu şekilde olduğuna dair bir yanılgıya sürüklüyor. Oysa hakimler ile avukatlar arasında bilgi açısından böyle bir hiyerarşi olduğunu varsaymanın kendisi bir yanılgı. Hukukta bilgi hiyerarşisinin en üstünde hukuki metodoloji ya da argümantasyon yer alır. Bir davada daima en iyi argüman kazanır. Ya da en azından ideal bir sistemde bundan başka bir şey beklemek sistemin varlığına yönelik bir tehdit teşkil eder. Bir avukat da alanında layıkıyla uzmanlaştığında, yani alanının hem mevzuatına hem de argümantasyon tekniklerine hâkim olduğunda en iyi argümanı ileri sürecek, bir başka deyişle önündeki hukuki ihtilafa en iyi çözümü getirecek yaratıcı yoruma imza atacak duruma gelir. Böyle bir avukat, savunduğu tezleri doğru bir neden sonuç ilişkisi içerisinde sunduğunda bilgi hiyerarşisinde görünüşte kendisinden daha yukarıda duran mahkeme heyetinin de hâkimin de önüne geçer.
SONUÇ
Bu yazı mesleki bir kaygıyla yazıldı. İzlenen yanlış politikalar nedeniyle avukat sayısında yaşanan gereksiz artışın bir sonucu genç avukatların hayatta kalma kaygısıyla karşılaştıkları her davanın sorumluluğunu üstlenmesi oldu. Çoğunlukla bu genç avukatların kişisel tercihlerinden kaynaklanmayan bu durumun avukatlık mesleğinin toplumdaki algılanışı ve adaletin tesisi açısından olumsuz sonuçları bulunuyor. Daha da kötüsü bu durum gittikçe kanıksanıyor ve her işten anlayan avukat figürü olağanlaşıyor. Hiç kuşkusuz avukatlık mesleğinin karşılaştığı bütün sorunlar uzmanlaşma pratiğiyle sona erdirilemez. Fakat sırf bu sebeple uzmanlaşma gereğini dile getirmekten de geri durmamak gerekir. İşte bizde bu yazıda olağanlaştırılan avukat tipolojisine karşı uzmanlaşma ihtiyacını dile getiren bu notu kayıt altına almış bulunuyoruz.
kaleminize saglık