Burada irdelenmesi gereken husus imar barışı kapsamının 31/12/2017 olarak belirlenmesinin ve bu tarihten önce yapılan yapılar lehine meydana gelen bu ayrıcalığın ve ayrımın imar barışının amacı ile hangi ölçüde örtüştüğü ve bunun nesnel ve makul bir temele dayanıp dayanmadığıdır.
ÖZET: Eşitlik, neredeyse tüm kanun koyuculardan, filozoflara herkesin ülküsü olmuş ve bu yoldaki hukuki ve siyasi mücadeleler insanlığın medeniyet yolculuğunun adeta kilometre taşları olagelmiştir. İmar Barışı amacıyla çıkarılan Yapı Kayıt
Belgelerine ilşikin düzenlemde Anayasada
öngörülen ilke ve kurallar bağlamında irdelenecek birçok husus olmakla birlkte,
bunlar arasında kamu vicdanını ençok
rahatsız eden husus eşitlik ilkesi bağlamında bu düzenlemeden yararlananlar
ile yararlanamayanlar arasında yaratılan
hakkaniyete aykırı aşırı ölçüsüzlük halidir.
3194 sayılı Yasaya 11.5.2018 tarihli ve 7143
sayılı Yasanın 16. Maddesi ile eklenen ve İmar Barışı düzenlemesinin kapsamını “31/12/2017 tarihinden önce yapılmış yapılar” olarak belirleyen
kuralın yasalaşma sürecine bakıldığında
bu tercihin hiçbir haklı ve nesnel gerekçesine yer verilmediği görülmektedir.
Bu süreçte yasa teklifi ve komisyon görüşmelerinde 3194 sayılı Yasanın geçici
16. maddesine eklenen fıkra hükümleri tekrar edilmiş, maddenin farklı fıkralarına
dair bazı itirazlara cevaplar yer almıştır. Ancak bu düzenlemeyle yaratılan farklı muamelenin amacı ve aracı arasında hakkaniyete uygun bir
denge kurulamamıştır.
Netice olarak, 11.05.2018 tarihinde yapılan
düzenlemede miladın 31/12/2017 olarak belirlenmek suretiyle bu tarihten önce
yapılan yapılar lehine meydana gelen bu ayrıcalıkla bir tarafa ekonmik değer
ifade eden mülkiyet hakkı niteliğinde yüksek menfaatler bahşedilirken,
düzenlemeden yararlanamayanlar bakımından orantısız bir mağduriyet ve külfet
yaratılmaktadır. Üstelik kapsam dışı kalan binaların tamamen yıkılma
tehlikesiyle karşı karşıya olması gerçeği yaratılan mağduriyetin vehametini
artırmaktadır.
Bu bağlamda, yapı kayıt belgesinin iptali sebebine dayalı davaların görülmesi sırsında Anayasaya aykırılık iddiasında
bulunulması halinde, bundan olumlu sonuç alabilmek için diğer bir anlatımla mahkemenin iddiayı ciddi
bulması için konunun doğru gerekçelendirilmesi önem arz ettiğinden, konuyu
etraflıca incelemenin yararlı olacağı düşünülmüştür.
GİRİŞ
Sağlıklı,
yaşanabilir ve insan onuruna yakışır yerleşme yerleri ile bu yerlerdeki
yapılaşmaların plan, sağlık ve çevre şartlarına uygun teşekkülünü sağlama
amacına yönelik konular 3194 sayılı İmar Kanunu kapsamında düzenlenmiştir.
Bununla birlikte planlama birçok konuyu ilgilendiren multidisipliner bir alandır. Bu nedenle yerleşim yerlerinin
fiziksel mekânı ile ilgili olarak çıkarılmış bulunan birçok yasa, kanun
hükmünde kararname, tüzük, yönetmelik ve genelge planlama sırasında
kullanılmakta olup, bütün bunlar imar mevzuatını oluşturmaktadır.
Yasa
koyucu yerleşim yerlerinin sağlıklı, çağdaş gelişmesi için gerekli
düzenlemeleri bu alandaki temel düzenleme olan İmar Kanunu kapsamında ele almış
ve nitekim, kaçak yapıların, Yapı Kayıt Belgesi altında kayıt altına alınmasına
yönelik son düzenlemeyi 3194 sayılı Kanuna geçici 16 . madde eklenmek suretiyle
yapmıştır.
Bu maddenin içeriğine baktığımızda, bir
yönüyle yapı kayıt belgesi sahibine mülkiyet hakkı kapsamında mütalaa edilecek
ekonomik değeri olan bir kısım hak ve menfaatler sağlayan; diğer yönüyle
de, tahsil edilemeyen idari para
cezaları için af niteliğinde bir düzenleme öngörmektedir. Diğer yandan, yasa
koyucu burada sürecin tarihini 31/12/2017 olarak belirlemiş, ancak bu miladı
anayasallık denetimine esas olacak şekilde, hangi ölçüleri esas alarak nasıl
belirlediği konusunda, ne genel gerekçede ne de madde gerekçesinde kamu
vicdanını tatmin eden herhangi bir açıklamaya yer vermemiştir.
Anayasa’nın
2. maddesinde, Cumhuriyet’in değiştirilemez nitelikleri arasında hukuk devleti
ilkesine yer verilmiştir. Hukuk devleti, yasa koyucunun evrensel hukuk
kurallarına uymasını zorunlu kılan bir ilkedir. Devlet ferdin insan haysiyetine
uygun bir norm içinde yaşamasını gerçekleştirecek tüm önlemleri almakla
kalmayıp, tüm bunları hukuk devleti ve adalet anlayışına uygun olarak, Anayasada sayılan istisnalar dışında eşitlik
ilkesi içinde yerine getirmekle yükümlüdür. Yasaların genel ve nesnel olması ve
kişiye özgü olmaması gerekmektedir. Yasaların bu ögelere uygun çıkarılması
hukuk devleti olabilmenin en temel koşullarından birisidir.
Bu
bağlamda, çalışmamızda ilk önce imar barışına dair düzenleme ana hatlarıyla
irdelenecek ardından imar barışı düzenlemesinin anayasallık denetimine esas
olacak ölçütler bağlamında eşitlik ilkesi bazlı değerlendirilmesi yapılacak,
daha sonra ise bu düzenlemeden kaynaklanan davaların görülmesi sırasında
Anayasaya aykırılık iddialarının yapılmasına ilişkin açıklamalara yer
verilecektir.
A. İMAR BARIŞININ KAPSAMI
3194
sayılı İmar Kanunu’na ilave edilen geçici 16. Maddesiyle, genel gerekçesinde de
ifade edildiği gibi, vatandaşla Devlet arasında imar barışı yapılmak istenmiş
ve mali yükümlülükleri yerine getirilmeden yapılmış kaçak yapıların, Yapı Kayıt
Belgesi altında kayıt altına alınması amacıyla, halk arasında “imar barışı”
olarak adlandırılan kısmen imar affı kısmen de bundan yararlananlara mülkiyet
hakkı niteliğinde ekonomik menfaatler bahşeden bir düzenleme yapılmış ve
yürürlüğe girmiştir.
1- Yapı
Kayıt Belgesinin Düzenleme Amacı ve Süresi
Düzenlemeyle,
ruhsatsız, ruhsat ve eklerine aykırı veya imar mevzuatına aykırı yapıların
kayıt altına alınması ile dönüşüm projelerine finans sağlanarak dönüşümün daha
hızlı ve etkin yapılması amacıyla; 31/12/2017 tarihinden önce yapılmış
yapıların yapı sahiplerine, müracaatları üzerine ve beyanlarına göre
hazırlanacak Yapı Kayıt Sistemine işlenmesi ve bu yapılara su, elektrik ve
doğalgaz bağlanabilmesi imkanı sağlanmaktadır. (TBMM Yasama Dönemi 26, Yasama Yılı 3., Sıra Sayısı: 557 (1/944)
İle Plan Ve Bütçe Komisyonu Raporu)
Düzenlemede
“yapı kayıt belgesinin” hangi amaçla
ihdas edildiği hususu, anılan maddenin (3) fıkrasında “Yapı
Kayıt Belgesi yapının kullanım amacına yöneliktir.” şeklinde açıkça ifade edilmektedir. Ayrıca, Yapı Kayıt Belgesinin kullanım amacına yönelik misyonuna paralel
olarak, bu yapılara talep hainde geçici
olarak su, elektrik ve doğal-gaz bağlanabileceğine dair adeta tamamlayıcı bir hüküm getirilmiştir.
Söz
konusu belgenin geçerli olduğu süre, anılan maddenin, (10) fıkrasında “Yapı
Kayıt Belgesi, yapının yeniden yapılmasına veya kentsel dönüşüm uygulamasına
kadar geçerlidir” şeklindeki fıkrada
açıkça düzenlemiştir. Buna göre, yapı kayıt belgesi, ait olduğu yapı
yeniden yapılıncaya kadar veya kentsel dönüşüm uygulamasına kadar
üzerinde bulunduğu arzın mülkiyetine tabi olarak belge sahibine o yapıyı
kullanma ve yararlanma hakkı vermektedir.
2- Yapının
Kayıt Belgesinin Sağladığı Hakkın Niteliği
TMK’nın 683. maddesine göre, mülkiyet hakkının
içeriği bir şeye malik olan
kimsenin o şey üzerinde dilediği gibi
kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahip olması olarak
tanımlanmaktadır.
Doktrinde ve yargı içtihatlarında kısaca ekonomik değer ifade eden ve parayla
değerlendirilebilen her türlü mal varlığı hakkı mülkiyet olarak ifade edilmektedir. AYM
mülkiyet hakkının kapsamını “meşru beklenti” kavramı yoluyla genişletme
eğilimi sergilemektedir. Bu bağlamda çok
sıkı şartlar altında olsa da, belli durumlarda bir ekonomik
değer veya icrası mümkün bir alacağı elde etmeye
yönelik meşru bir beklentinin Anayasa ve Sözleşme’nin ortak
koruma alanında yer alan mülkiyet hakkı güvencesinden yararlanabileceği kabul
edilmektedir.
Düzenlemenin özü, mülkiyet hakkının
bir unsuru olan taşınmazı “kullanma” hak ve yetkisinin yapı kayıt belgesi
sahibine yasal olarak tanınmasından ibarettir. Diğer bir anlatımla yapı kayıt
belgesi sahibi adeta sınırlı ayni hak
sahibi gibi o taşınmazın üzerindebulunun
ve arzın mülkiyetine tabi olan yapının
kullanma hakkına kavuşmaktadır.
Nitekim
Yargıtay aşağıdaki kararında arazinin mülkiyetinin üstündeki yapıları da
kapsayacağı vurgulanmaktadır. “Yasal
ayrıcalıklar dışında, TMK’nın 684/1 ve 718/2 maddeleri hükümlerine göre,
arazinin mülkiyeti ve buna bağlı olan tasarruf hakkı o arazide kalıcı olmak
koşuluyla yapılan şeyleri de kapsar…” (14. Hukuk Dairesi 2017/1023 E. ,
2020/7711 K)
3- Yıkım
Kararları ile İdari Para Cezalarının İptaline İlişkin Düzenlemenin Niteliği
İmar
mevzuatına aykırı yapılaşma önlenemediğinden ruhsatsız veya ruhsata aykırı yapılarla ilgili zaman zaman geçici nitelikte yasalar çıkarılmaktadır. Nitekim en son 3194
saylı Kanunun geçici 16. maddesiyle bir
kısım düzenlemeler yapılmış ve bu kapsamda
anılan maddenin (4) fıkrasında “Yapı Kayıt Belgesi verilen yapılarla
ilgili bu Kanun uyarınca alınmış yıkım kararları ile tahsil edilemeyen idari
para cezaları iptal edilir.” hükmüne
yer verilmiştir.
Böylece
esasında imar mevzuatının öngördüğü ilke kural ve standartlara aykırı olan
yapılara ruhsatlı yapılar gibi kullanma ve yararlanma olanağı sağlanmış ve
tahsil edilmemiş para cezaları da iptal edilmiştir. Bu düzenleme İmar Kanununun parçası gibi görünse de sonuç
itibariyle kapsamına aldığı suçlar cezalarının iptali yoluyla özel affa
uğramaktadırlar.
Elbette ki af kanunu çıkarma Anayasa’da
öngörülen esaslara uygun olmak şartı ile kanun koyucunun takdir yetkisi
kapsamındadır.
Kabahatlerin
TCK’dan çıkarılmasının ardından idari yaptırımların ve para cezalarının hangi
hukuk dalına gireceği hususunda tartışmalar başlamıştır. Genel olarak ceza
hukukçularına göre, kabahatlerin suç olmaktan çıkarılıp ayrı bir kanunda
düzenlenmesi onların niteliklerini değiştirmeyeceği kabul edilmektedir. (İdari
Para Cezası, Arş. Gör. Sibel Can,
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/98184 s.409)
Bu tartışmalar bir yana, konumuz
itibarıyla, “idari” olarak tanımlansa da
birey bir itham altında kalmakta ve
Devletin zorlayıcı gücü altında sonuçta
ceza niteliğinde bir yaptırıma
muhatap olmaktadır. Söz konusu düzenlemeyle sonuçta bu idari para cezası iptal
edilmek suretiyle affedilmektedir. Fakat
bu af sadece tahsil edilmeyen cezaları kapsamakta
ancak Devlete ve yasalara güvenerek cezalarını ödeyenler ise bu olanaktan
yararlanmamaktadırlar. Bu durumun hakkaniyete aykırı olduğu ve kamu vicdanında
yaratacağı rahatsızlığı vurgulamakta yarar vardır.
B. ANAYASAYA
AYKIRILIK HALLERİ
Yasalar
özel, güncel ve geçici bir durumu gözetmeyen, belli bir kişiyi hedef almayan
kuralları içermelidir. Ancak söz konusu düzenlemeyle, yasa koyucu tarafından bizatihi İmar Kanunun
öngördüğü yapılaşma ilkelerine, plan, fen, sağlık ve çevre şartlarına uygun
olmayan yapılara göz yumulmakta, adeta yasanın bir kısım yapılar için
uygulaması askıya alınmaktadır. Böylelikle bu yapı sahipleri yönünden
ayrıcalıklar yaratılmakta ve binaları imar mevzuatına aykırılıklarını koruduğu
halde imar mevzuatının sağladığı hukuki imkânlara kavuşmaktadırlar.
Burada irdelenmesi gereken husus imar barışı
kapsamının 31/12/2017 olarak belirlenmesinin ve bu tarihten önce yapılan
yapılar lehine meydana gelen bu ayrıcalığın
ve ayrımın imar barışının amacı ile hangi ölçüde örtüştüğü ve bunun
nesnel ve makul bir temele dayanıp dayanmadığıdır. Diğer bir anlatımla yasa
koyucunun bu konudaki takdir hakkını kullanırken bağlı olduğu hukukun temel
ilkelerine ve Anayasada öngörülen ilke ve kurallara ne ölçüde uygun
davrandığıdır.
1-Hukuk Devleti İlkesi
Bakımından
Hukuk devletinin genel tanımı bellidir ama
hukuk devleti, herşeyin yasalarla çerçevelendiği bir yasa devleti değildir ve
yasa koyucunun sınırsız bir takdir hakkı yoktur.
Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk
devleti; insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren,
eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni
kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan
kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve yasalarla
kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir.
Hukuk devletinin temel ilkelerinden biri de
ölçülülüktür. Bu ilke ise elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere
üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik, getirilen kuralın ulaşılmak istenen
amaç için elverişli olmasını, gereklilik, getirilen kuralın ulaşılmak istenen
amaç bakımından gerekli olmasını, orantılılık ise getirilen kural ile ulaşılmak
istenen amaç arasında olması gereken ölçüyü ifade etmektedir.. (Esas
Sayısı : 2017/162, Karar Sayısı :
2018/100)
O halde Hukuk Devletinde yasa koyucu takdir
hakkını kullanırken Anayasa ve hukukunun
temel ilkelerine bağlı kalmalıdır. Bununla birlikte yasayla güdülen amacın
gerçekleştirilmesini sağlamaya dönük olarak getirilen kuralın orantılılık, elverişlilik ve gereklilik vasıfları
bakımından nesnel bir makuliyete sahip olup olmadığının da gözetilmesini gerektirir.
Diğer
yandan Anayasanın 5. maddesinde “Devletin temel amaç ve görevleri, …kişilerin ve
toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve
hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak
surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın
maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya
çalışmaktır.” denilmiştir.
Bu bağlamda devlet zaman zaman imar barışı adı
altında birtakım düzenlemelerle ruhsatsız veya ruhsat ve eklerine aykırı
yapılara güvenceler tanımaktadır. Devletin yaptığı bu geriye dönük yasaya
aykırılıkların hukukilik tanınmasının kamu yararına olup olmadığı bir yana bu
düzenlemede sadece “31/12/2017 tarihinden önce yapılmış yapılar” için böyle bir
imar barışının getirilmesinin haklı ve nesnel bir nedenin ortaya konulmadığı
anlaşılmaktadır.
3194
sayılı Yasaya 11.5.2018 tarihli ve 7143 sayılı Yasanın 16. Maddesi ile eklenen
bu fıkranın yasalaşma sürecine de bakıldığında bu tercihin hiçbir haklı ve
nesnel gerekçesine yer verilmediği görülmektedir. Bu süreçte yasa teklifi ve
komisyon görüşmelerinde 3194 sayılı Yasanın geçici 16. maddesine eklenen fıkra
hükümleri tekrar edilmiş, maddenin farklı fıkralarına dair bazı itirazlara
cevaplar yer almıştır. Ancak “31/12/2017 tarihinden önce yapılmış yapılar”
ifadesinin tercihi hususunda hiçbir haklı ve nesnel gerekçe ortaya
konulmamıştır. (https://www.tbmm.gov.tr/sirasayi/donem26/yil01/ss557.pdf).
2- Kanun Önünde Eşitlik
İlkesi Bakımından
Anayasa Mahkemesi eşitlik ilkesi yönünden
yapılacak anayasallık denetiminde öncelikle Anayasa’nın 10. maddesi
çerçevesinde aynı ya da benzer durumda bulunan kişilere farklı muamelenin
mevcut olup olmadığını incelemekte, bu bağlamda aynı ya da benzer durumdaki
kişiler arasında farklılık gözetilip gözetilmediğini araştırmaktadır.
Yapılacak bu belirlemenin ardından ise farklı
muamelenin nesnel ve makul bir temele dayanıp dayanmadığı ve ölçülü olup
olmadığı hususları irdelenir. Ölçülülük ilkesi, amaç ve araç arasında
hakkaniyete uygun bir dengenin bulunması gereğini ifade eder. Diğer bir
ifadeyle bu ilke, farklı muamelenin öngörülen objektif amaç ile orantılı
olmasını gerektirir (Bkz., Anayasa Mahkemesi 11/6/2020 tarihli ve E.2019/2
K.2020/28 sayılı karar).
Bu bağlamda, 3194 sayılı İmar Kanununun Geçici
16. Maddesiyle, öngörülen tarihten sonraki bina sahipleri için yani bu
düzenlemeden yararlananlar bakımından mülkiyet hakkı kapsamında kıymetli bir hak ve menfaat bahşedildiği tartışmasızdır.
Bu durumda düzenlemeden yararlanamayanlar bakımından, Devletin aynı konumda
bulunan kimseler arasında hakkaniyete
aykırı ve içinde hak ve
yükümlülükler bağlamında orantısız eşitsizlik
barındıran düzenleme yaptığı, diğer anlatımla yasa koyucunun takdir
yetkisinin sınırlandıran ilke ve kurallara uygun davranmadığı değerlendirilmektedir. Böylece yasa koyucu
tarafından düzenlemeden yararlanamayanlar bakımından “ruhsatsız veya ruhsat ve eklerine aykırı
yapıların kayıt altına alınması ve imar barışının sağlanması” amacıyla
örtüşmeyen, hakkaniyete aykırı farklı bir muamele yaratılmıştır.
Ölçülülük ilkesi açısından değerlendirildiğinde
ise, kamu vicdanı tatmin etmeyen haklı ve nesnel bir nedene dayanmayan bu
farklılık, düzenlemeden yararlanamayanlar bakımından aşırı bir mağduriyet ve külfet yüklemektedir.
Yanı sıra kapsam dışı binalar
tamamen yıkılma tehlikesiyle karşı karşıya olduğundan, sahiplerinin mülkiyet
hakkının geri döndürülemez şekilde ihlali söz konusu olabilecektir.
3 -Anayasaya Aykırılık İddiasının
Gündeme Getirilmesi
Anayasanın “Anayasaya aykırılığın
diğer mahkemelerde ileri sürülmesi” başlıklı 152. maddesinde “ Bir davaya
bakmakta olan mahkeme, uygulanacak bir kanun veya Cumhurbaşkanlığı
kararnamesinin hükümlerini Anayasaya aykırı görürse veya taraflardan birinin
ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varırsa, Anayasa
Mahkemesinin bu konuda vereceği karara kadar davayı geri bırakır.”
denilmektedir.
Bu
çerçevede bir konunun Anayasaya aykırı olduğu ve iptali talebiyle Anayasa
Mahkemesi önüne taşınması için ilk önce ilgili kuralın görülen davanın
çözümünde uygulanacak kurallardan olması gerekir. Daha sonra ise anayasaya
aykırılık iddialarının davanın görüldüğü mahkemece ciddi bulunması gerekmektedir.
Anayasa
aykırılık iddiası davanın taraflarınca dile getirilebileceği gibi mahkemece de
res’en Anayasaya aykırılık itirazında bulunulabilir.
SONUÇ
3194
sayılı İmar Kanunu’na eklenen geçici 16. Maddeyle öngörülen düzenleme ile
31/12/2017 tarihinden önce inşa edilmiş yapıların sahipleri yararına, sonra
inşa edilen yapı sahiplerinin ise mağduriyetine sebebiyet verilmekte
dolayısıyla bu kimselerin hakkı çiğnenmekle bir eşitsizlik doğmuş olmaktadır.
Burada irdelenmesi gereken husus bu eşitsizliğin haklı bir nedene dayanıp
dayanmadığıdır. Şayet haklı nedene dayanmakta ise, Kanun önünde eşitlik
ilkesine aykırılık söz konusu olmayacaktır
Söz
konusu düzenlemeye baktığımızda, 3194 sayılı Kanun’un geçici 16. Maddeye göre,
“ruhsatsız veya ruhsat ve eklerine aykırı yapıların kayıt altına alınması ve
imar barışının sağlanması amacıyla 31/12/2017 tarihinden önce yapılmış yapılar
için” yapı kayıt belgesi verilebilecek ve bu yapılarla ilgili bu Kanun uyarınca
alınmış yıkım kararları ile tahsil edilemeyen idari para cezaları iptal
edilecektir. Bu kurala göre anılan tarihten sonra ki yapılara yapı kayıt
belgesi verilmeyecek, İmar Kanunu uyarınca alınmış yıkım kararları uygulanacak
ve tahsil edilemeyen idari para cezaları tahsil edilecektir.
Bu
bağlamda, 3194 sayılı İmar Kanununun Geçici 16.
Maddesiyle öngörülen düzenlemenin
kapsamında olanlar ile
yararlanamayanlar arasında hakkaniyete aykırı orantısız bir eşitsizlik barındıran bir durum ortaya çıkmıştır. Yasa
koyucunun burada takdir yetkisini hangi
nesnel ve objektif nedenlere bağlı olarak
kullandığını ortaya koymadığı,
dolayısıyla Anayasal ilke ve kurallara
uygun davranmadığı
değerlendirilmektedir.